Ana Menü
Köşe Yazıları
E-Bülten
Facebook
Anket
Web Sitemizi Beğendiniz mi ?


AĞAMIZ VE MEVLAMIZ Hz. İMAM ALİ‘NİN (a.s.) DOĞUM GÜNÜ

İbn Ga’neb diyor ki: Abdulmuttalib’in oğlu Abbas ve diğer birkaç kişiyle Kâbe’nin tam karşısında oturmuş sohbet ediyorduk. Esed kızı Fatıma’nın Kâbe’ye doğru geldiğini gör-dük. Kâbe’nin karşısında durup şöyle dediğini duyduk:

Ya Rabbi! Sana, peygamberlerine ve onların kitaplarına inanıyorum! Ceddim İbrahim’in hak ve söylediklerinin de dosdoğru olduğuna şahadet ederim! Bu evi senin emrinle inşa etti… Onun ve karnımda taşıdı-ğım şu bebeğin aşkına; bu doğumu bana kolaylaştır!

Bu sırada hepimizi hayretler içinde bırakan bir şey oldu… Hepimizin gözleri önünde Kâbe’nin duvarı yarıldı ve o değerli kadın, adımını atıp içeri girdi, sonra da duvar bitişip eski hâline geldi! Gözlerimize inanamıyorduk. İlk şaşkınlığı-mızı atlatınca, hepimiz telaşla yerimizden fırlayıp Kâbe’nin kapısına koştuk; ama kapı bir türlü açılmıyordu! İşin içinde Kâbe’nin Rabbinin bir hikmeti olduğunu anladık…

Dört gün sonra o yüce hanım, kucağında gururla tuttuğu nur topu gibi bir bebek ile Kâbe’den çıktı…

“Gaipten gelen bir ses, bu bebeğin adını ‘Ali’ koymamı istedi.” dedi!

Fil yılının 30’u, receb ayının 13’ü ve günlerden cumaydı o gün…

Hicret’ten tam 23 yıl önce…


İmam Ali b. Ebu Talib’in (a.s) Hayatına Kısa Bir Bakış

O; müminlerin emiri, vasilerin efendisi ve -Allah’ın emri ve Peygamber’in (s.a.a) açık sözü gereğince Resulullah’ın (s.a.a) hidayete götürücü, yol gösterici halifelerinin ilkidir. Kur’ân onun masum olduğunu ve her türlü kötülükten arındırıldığını açık bir dille ifade etmiştir. Resulullah efendimiz (s.a.a) onu, eşini ve iki oğlunu yanına alarak Necran Hıristiyanlarıyla lânetleşmeye gitmiştir.

Peygamberimiz (s.a.a), onun sevilmesi farz olan akrabalarından olduğunu vurgulamış, defalarca onun Kur’ân-ı Kerim’le ilâhî görev itibariyle eşdeğer olduğunu; ikisine sarılmanın kurtuluşa, onlardan uzaklaşmanın ise alçalmaya neden olacağını dile getirmiştir.

İmam, çocukluğunun ilk dönemlerinden itibaren Allah Resulü’nün (s.a.a) bağrında yetişti. Onun hidayet pınarından beslendi. Onun için bütün yükümlülüklerini eksiksiz yerine getiren bir öğrenci ve zeki bir kardeşti. İman edenlerin ve namaz kılanların ilkiydi. Rabbinin yoluna kendini a-dayanların en samimisiydi. Gerek Mekke’de, gerek Medine’-de, hem Peygamber’in (s.a.a) yaşadığı dönemde, hem de Pey-gamber’in (s.a.a) vefatından sonra, her türlü görünümüyle azgın cahiliyeye karşı verilen çetin mücadelede nebevî risa-letin başarısı için kendini feda etmekten bir an bile geri durmadı; onun ilkeleri, risaleti, mesajları ve bütün değerleri içinde fena bulmuştu. Tüm boyutlarıyla hakkın somut bir numunesiydi. Bir parmak ucu kadar bile hakta yanılmadı, bir kıl kadar gerçekten sapmadı.

Dırar b. Damre el-Kinanî, Muaviye b. Ebu Süfyan’ın yanında onu vasfetmiş, sonunda hem Muaviye’yi, hem de orada bulunanları ağlatmıştı. Öyle ki Muaviye ona rahmet okumak durumunda kalmıştı. Şöyle demişti Dırar:

Allah’a yemin ederim ki Ali, ileri görüşlü ve çok güçlü biriydi. Konuştuğu zaman hakkı batıldan ayırır, salt adaletle hükmederdi. Her tarafından bilgi akardı. Söz ve davranışları hikmeti dile getirirdi. Dünyadan ve dünyanın çekici güzelliklerinden kaçardı. Geceye ve gecenin yalnızlığına sığınırdı. Çok ağlar, uzun tefekkürlere dalardı. (Sıkıntıdan) avuçlarını ovuşturur ve kendi nefsine hitap ederdi. Elbisenin kısasından ve yiyeceğin kurusundan hoşlanırdı. Aramızda, herhangi birimiz gibiydi. Yanına geldiğimiz zaman bize yaklaşırdı, bir şey sorduğumuz zaman cevap verirdi. Davet ettiğimiz zaman bize gelirdi. Bir haberi sorduğumuz vakit, haberi aktarıp bizi aydınlatırdı. Allah’a yemin ederim ki, ona yakın olmamıza ve kendisinin de bize yakın durmasına rağmen, onun heybetinden yanında neredeyse konuşamaz hâle gelirdik. Gülümsediği zaman, dişleri dizilmiş inciler gibi belirirdi. Dindar insanlara büyük saygı gösterir, yoksulları kendisine yaklaştırırdı. Güçlü olan, batıl işinde ondan cesaret alamaz, zayıf kimse de onun adaletinden umut kesmezdi.[1]

İmam (a.s) davetin ilk gününden itibaren Resulullah’ın (s.a.a) yanından hayrılmadı. Peygamber’le (s.a.a) beraber, kutlu davetin tarihi boyunca eşi görülmemiş bir cihat örneği sergiledi. Arabın kurtları ve Ehlikitab’ın azgınları ta-rafından hedef alınmasına rağmen, geceden şafak yarılıncaya ve sırf hakikat bütün çıplaklığıyla ortaya çıkıp dinin önderi hakkı dile getirinceye, şeytanların çığlıkları kesilinceye kadar bu önemli görevini eksiksiz yerine getirdi.[2]

Resul-i Ekrem (s.a.a), bu kısa süre içerisinde cahiliye toplumunu değiştirmek üzere o müthiş adımları atmaya başlarken İslâm’ın önünde, büyük hedeflerine ulaşmak için meşakkatli ve uzun bir yol vardı. Bu ise eksiksiz bir stratejiyi ve akıllı bir önderliği kaçınılmaz kılıyordu. Bu önderlik, davanın birinci dereceden lideri Peygamber’den (s.a.a) iman, olgunluk, ihlâs, dirayet ve deneyim bakımından eksik olmamalıydı.

Son risaletin, tarih boyunca kesintisiz bir şekilde sürüp gelen bütün nebevî davetlerin özü, mücadele ve cihatlarının vârisi sayılan bu davetin geleceğini de plânlaması doğaldı… Nitekim öyle de oldu. Hz. Resul (s.a.a) Allah’ın emri uyarınca, bütün varlığını davetin varlığına adapte etmiş, davetin hedeflerinde kaybolmuş, cahiliyenin her türlü kalıntısından kurtulmuş, bütün cahilî tortulardan arınmış; bilinç, iman, ihlâs ve Allah yolunda fedakârlık bakımından yeterliliğin en yüksek derecesine yükselmiş bir kişiliği seçerken, davetin geleceğini plânlıyordu.

Resulullah’ın (s.a.a), kendisinden sonra düşünsel ve siyasî yetkili merci görevini yüklenmesi için özel olarak yetiştirdiği, yerine geçmeye hazırladığı kişi Ali b. Ebu Talip’ti. Ali’nin (a.s) görevi, Resulullah’ın (s.a.a), kendisi için hazırladığı muhacir ve ensardan oluşan bilinçli tabana dayanarak uzun değişim sürecini sürdürmekti.

Fakat toplumun derinliklerine kök salmış cahiliye, Bedir ve Hüneyn savaşlarıyla veya on yıllık bir mücadele ve savaşla kazınacak değildi. İslâmî sembollerin arkasına gizlenmiş olarak yeniden sahneye çıkması doğaldı. Belli bir süre geçtikten sonra bile olsa toplumsal sahnede yeniden görünebilmesi için İslâmî bir görünüme bürünmesi gerekiyordu. Ayrıca cahiliyenin, doğrudan veya dolaylı olarak önderlik makamına sızması da doğaldı. Böyle bir durumda, her taraftan tehlikelerle kuşatılmış, tabanı istenen bilinç ve olgunluk düzeyine ulaşmamış genç İslâm toplumunun meşru önderlik makamının arkasına gizlenerek cahilî kavram ve geleneklere dönüş yapılması ihtimal dâhilindeydi. Daha doğrusu az da olsa siyasî ve toplumsal bilinç sahibi bir önderlik böyle bir olayın gerçekleşebileceğini hesap edebilir. Peygamberlerin sonuncusu Allah Resulü (s.a.a) bunu hesap edemez miydi?

Toplumun cahilî pratiğini değiştirmeyi, dönüştürmeyi hedefleyen İslâm risaletinin, bu olguyu bütün boyutlarıyla ve bütün derinlikleriyle göz önünde bulundurması kaçınılmazdı. Uzun ve kısa vadeli kapsamlı değişim projelerini or-taya koyması zorunluydu… Nitekim öyle de oldu. Risalet kurumu, teşriî mantığında belirlediği İslâmî hareket için do-ğal çizgiyi çizdi. Ümmeti düşünsel ve siyasal olarak, her tür-lü cahiliye kirinden ve pisliğinden arındırılmış Masum İmamlar’a yöneltti. Bunun ilk adımı olarak Hz. Peygamber (s.a.a) Ali’yi (a.s) Gadir-i Hum’da müminlerin emiri olarak atadı. Müslümanların tümünden onun adına biat alarak bu atama-yı pekiştirdi.

İleriye dönük bu plân, Peygamber efendimizin (s.a.a) de beklediği gibi, doğru önderliğin koruyucu ve güvenilir tabanı olması gereken ümmetin bilinç noksanlığından kaynaklanan çok zararlı bir hadise ve akımla karşı karşıya geldi. Çünkü Müslümanların geneli, cahiliyenin, perde gerisinden kendilerinin ve genç İslâm devriminin aleyhine komplolar kurmakta olduğu gerçeğini derinliğine kavrayabilmiş değillerdi. Meselenin, liderlik makamında olan bir kimseyi devirip onun yerine bir başkasını getirmek kadar basit olmadığının bilincine varmamışlardı. Mesele, Muhammedî inkılâpçı çizginin, İslâm görünümlü cahiliye çizgisiyle yer değiştirmesiydi.

Böylece “Sakife inisiyatifi” Peygamber’in (s.a.a) meydanda olmadığını görünce, ileriye dönük nebevî plânı sonuçsuz bıraktı. Dolayısıyla Kur’ân’ın önceden haber verdiği bir olay da gerçekleşmiş oldu:

Muhammed, ancak bir peygamberdir. Ondan ön-ce de peygamberler gelip geçmiştir. Şimdi o ölür ya da öldürülürse, gerisin geriye mi döneceksiniz.?!! [3]

Hz. Peygamber (s.a.a) Ali’yi mesajının, ümmetinin ve devletinin temsilcisi ve emini olarak atamıştı. Onu risaleti ve şeriatı korumakla yükümlü kılmış, genç ümmetin eğitimi ve henüz derinlere kök salmamış devleti koruma ve kollama görevini ona vermişti.

İma Ali (a.s), “Sakife inisiyatifi”ne ve sonuçlarına karşı çıkarak, biat etmekten kaçınarak ve komplolara karşı durarak gelişmeleri doğal mecrasına döndürmek için uğraştıysa da, bunun bir yararı olmadı. Artık devletin siyasî ve kurumsal olarak yıkılması ya da yetersiz önderlerin kontrolünde dahi olsa korunması arasında bir tercih yapmasını gerektiren bir ortam oluşmuştu.

İmam Ali b. Ebu Talip (a.s), tarihin de kaydettiği gibi ilkesel bir tavır takındı. Şöyle diyor:

İnsanların kitlesel olarak İslâm’dan dönmeye başladıklarını, Muhammed’in (s.a.a) dinini yeryüzünden silmeye yönelik bir çağrı seslendirdiklerini gördüğüm zaman, elimi çektim. İslâm’a ve İslâm ehline yardım etmezsem, İslâm’ın gövdesinde bir gedik açılacağından veya bir tarafı yıkılacağından ve bundan dolayı uğrayacağım felâketin, sizin başınıza geçme fırsatını kaçırmış olmaktan dolayı uğrayacağım felâketten daha büyük olacağını gördüm. Çünkü sizin başınıza yönetici olmak, birkaç günlük bir metadır. Serabın geçip gitmesi veya bulutların dağılması gibi geçip gider.[4]

Büyük İmam’ın yirmi beş yıllık bu süreç içinde sergilediği tavır, geçici bir süre için meşru hakkından ödün vermek, halifelere danışmanlık etmek, onlara öğüt vermek pahasına da olsa, İslâm ümmetinin birliğini korumak ve nebevî devletin başına bir felâket gelmesini önlemek için, -kendi deyimiyle- ebucehil karpuzundan daha acı olan sabrı yalamak suretiyle sıkıntı ve zorluk çekmek şeklinde özetlenebilir.

O, bu süreçte kendini Kur’ân’ı toplamaya ve tefsir etmeye, Kur’ânî kavramlar doğrultusunda ümmeti aydınlatmaya ve Kur’ânî gerçeklerle onları bilinçlendirmeye, bu arada bazı Müslüman grupların rol oynadıkları komploların gerçek mahiyetleri üzerindeki perdeyi açmaya vermişti. Yöneticilerin İslâm şeriatının hükümlerini anlama ve uygulama nokta-sında sergiledikleri yanlışlıkları düzeltmeye, İslâmî önderliğe taban oluşturacak ve ileriye dönük nebevî plânın güvencesi olacak salih bir kitle oluşturmaya teksif etmişti tüm ilgisini. Gece gündüz İslâm’ı yayacak, tebliğ edecek, İslâm’ın uygulanması ve egemen kılınması için kendisini feda etmekten kaçınmayacak bir kitle…

İmam, sabır ve emekle geçen yirmi beş seneden sonra, çabasının meyvesini devşirebildi. Artık perde gerisindeki gerçekler gün yüzüne çıkmıştı. Ümmetin yeni kuşağı, hilâfete başkasının değil, Ali’nin (a.s) lâyık olduğunu anlamıştı. Ümmet; ortamın karışık, kalplerin bölük pörçük olmasına, dosdoğru hak yoldan sapma açısının gittikçe genişlemesine rağmen bozulan tarafları sadece onun düzeltebileceğinin bilincine varmıştı. Nitekim şöyle demişti:

Allah’a yemin ederim ki, hilâfete yönelik bir arzum yoktu. Sizin başınıza geçmek gibi bir ihtiyaç da hissetmiyordum. Fakat siz beni buna çağırdınız ve bu görevi bana yüklediniz.[5]

İmam, izleyeceği siyaseti şöyle duyurdu:

Biliniz ki, bu çağrınıza uyduğum zaman, size bildiğim şeyleri yükleyeceğim. İleri geri konuşanların sözlerine ve kınayanların kınamasına kulak asmayacağım.[6]

Yine bu bağlamda şöyle demişti:

Allah’ım! Hiç kuşkusuz bizim mücadelemizin iktidar kavgası ya da nimetlerin döküntülerini kapma çabası olmadığını biliyorsun. Bizim çabamız; dininin alametlerini yeniden hâkim kılmak, ıslahı senin beldelerinde ortaya çıkarmak, dolayısıyla mazlum kullarının güvencede olmasını sağlamak ve senin koyduğun hükümlerden rafa kaldırılanları yeniden yürürlüğe koymak içindir.[7]

İmam (a.s), eğriliği olmayan bir yol izleyerek insanlar arasında sosyal ve siyasal adaleti egemen kılmak için çaba sarf etti. Ümmetin birliğini korumanın yanında, can güvenliğinin, özgürlüğün, huzur ve istikrarın hâkim olması için mücadele etti. Ümmeti eğitme, bilgi düzeyini arttırma ve ümmetin her ferdine tüm haklarını eksiksiz verme savaşımını verdi. Bozuk idarî mekanizmayı temsil eden kişileri görevden uzaklaştırıp, onların yerine salih kimseleri veya toplum nezdinde salih olarak bilinen kimseleri vali ve yönetici olarak atadı. Onları çok sıkı denetimlere tâbi tuttu. Bu yüzden fırsat kollayıcılar ve ihtiras sahipleri sorumluluk makamından ümitlerini kestiler.

Her alanda açık sözlü olup hakkı ve doğruyu ortaya koyardı. Aldatma ve istismar mümkün değildi. Ali (a.s), kardeşi ve amcazadesi Resulullah’ın (s.a.a) metodunu izliyordu.

Bunun sonucu siyasal, sosyal ve ekonomik imtiyazlarını kaybeden fırsatçı, rantiyeci ve muhteris güçler İmam’a karşı harekete geçtiler. Düne kadar bir şekilde Osman’ın katledilmesine katkıda bulunan, insanları onun aleyhine kışkırtan gruplar, omuz omuza vermiş, Osman’ın kanını isteme bayrağını açmaya başlamışlardı. İmam’ın hikmet esaslı ve şaibelerden beri siyasetini eleştiriyorlardı. Neticede bir grup biatini bozdu, bir diğeri zulme saptı, bir üçüncüsü de okun yaydan fırladığı gibi dinden çıktı.

 

Derken İmam acılarla dolu bir mücadele sürecinden sonra şehit düştü. Nebevî Hicret’in 40. senesinde, Kadir Gecesi, Kûfe Mescidi’nde mihrapta ibadet ederken mübarek bedenleri kana bulandı. Bu, şahadet zaferini kazanmaktı. Eşsiz risalet değerleri üzere sebat etme zaferi… Apaçık hak üzere, din prensiplerinin kökleşmesi uğruna mücadele verme hususunda sebat etme zaferi… Bu, ilâhî değerlerin, bütün biçim ve dallarıyla cahiliye değerlerine karşı gerçekleştirdiği görkemli bir devrimdi.

Ey müminlerin emiri! Ve ey yüzü akların öncüsü! Selâm sana doğduğun gün, risalet bağrında terbiye edildiğin gün, İslâm bayrağı dalgalansın diye cihat ettiğin gün, sabrettiğin ve öğüt verdiğin gün, biat edildiğin ve iktidara getirildiğin gün, cahiliyenin İslâmî şiarların gerisine gizlenmiş kirli pençelerinin üzerindeki perdeyi parçaladığın gün, şehit düşerek yükselen İslâm ağacını kanınla suladığın gün, (Allah katındaki) en yüce makamlara ait zafer nişanlarını taşıyarak dirileceğin gün… Selâm sana…

 

[1]- el-İstiab (el-İsabe adlı eserin ekinde), 3/44, bs. Dar-u İhyai’t-Tu-rasi’l-Arabî, Beyrut

[2]- Hz. Zehra’nın (a.s), Peygamber’in (s.a.a) vefatından ve hilâfet gömleğini giydiklerinden kısa bir süre sonra Ebu Bekir’in, Ömer’in ve diğer muhacir ve ensarın önünde yaptığı ünlü konuşmasından.

[3]- Âl-i İmrân, 144

[4]- Biharu’l-Envar, 33/596-597, “Mısır Fitneleri” babı, Tahran, 1400 hicrî.

[5]- Biharu’l-Envar, 32/50, “Emirü’l-Müminin’e Biat” babı, Tahran.

[6]- Biharu’l-Envar, 32/36

[7]- Biharu’l-Envar, 34/111, “Ali Zamanında Çıkan Fitneler” babı



Üye Girişi
Haberler
Konya‘da 7 kişinin öldürüldüğü aile katliamıyla ilgili kahreden sözler: Birkaç kişi araya girdi, barış olacaktı
Bahçeli, Afganlar konusunda Bakan Soylu kadar iyimser değil: Adı konmamış bir istiladır
Fethiye Belediye Başkanı‘ndan orman yangınları için kafa karıştıran iddia: 4 kişi molotof attı
BÜYÜK SAHABE EBÛ ZER EL-GİFARΑYİ TANIYALIM
Boğaziçi Üniversitesi Rektörü Melih Bulu, görevden alındı
Hasarın boyutu gün ağarınca ortaya çıktı! Rize‘deki sel felaketinde hayatını kaybedenlerin sayısı 2‘ye yükseldi
el-KAFÎ KİTABI VE YAZARI SİKATU‘L-İSLAM KULEYNΑYİ YAKINDAN TANIYALIM
2020, dünyanın peşini bırakmıyor! Aralık‘ta insana sıçrayan kuş gribi, 46 ülkeye yayıldı
AK Parti‘den yeni yasa teklifi! 15 yaşından küçük çocuğu olan kadın hükümlülerin cezaları ertelenecek
RAMAZAN AYININ NAMAZLARI
MÜBAREK RAMAZAN AYININ AMELLERİ
İNANCIMIZA SAYGISIZLIK VE HAKARET
YÜREĞİMİZİ YAKAN ACI
Her birinin hikayesi yarım kaldı! Bitlis‘te şehit olan askerlerimiz için 8. Kolordu Komutanlığı‘nda tören düzenlendi
HDP‘li Sezai Temelli‘nin sözlerine sosyal medyadan tepki yağdı: Askeri hareketlilik iktidar politikası, kaza diyemezler
Bakan Akar: İlk bilgilere göre helikopter kazası olumsuz hava şartları nedeniyle oldu
11 şehit verdiğimiz helikopter kazası sonrası bölgeden yeni görüntü! Ekipler olay yerine ulaştı
AĞAMIZ VE MEVLAMIZ Hz. İMAM ALİ‘NİN (a.s.) DOĞUM GÜNÜ
TÜRCAV‘DAN AKADEMİK HAMLE
REGAİB GECESİ
Ziyaretçi Defteri

seyit ali kaçkar (romanya) - 11.02.2021 12:00:00

selamün aleyküm. yurt dışında yaşamaktayım.ahirzaman ve mehdilik konusunda son zamanlarda gaybeti numani diye bir hadis kitabından alıntılar yapılmakta sosyal medyada. bu kitabın türkçe-ingilizce /arapçasına pdfsine al islam org sitesinden ulaşılıyor. fakat kitabın orijinaliyle birebir tercümemidir anlayamadım. misalen kitapta azarbeycan ermenistanla ilgili geçen bölümlerin hadis mi yoksa müellifin yada çevirenin yorumu anlaşılamıyor. bu eserin orijinali arapça mı yoksa farsçamı. eldeki türkçe ingilizce arapça pdf in doğruluğunu neye göre kıyaslayacağız.bu konuda bilgi olarak yardımcı olabilirmisiniz.ayrıca kevser yayıcılıktan gaybeti numani türkçe ve biharul envarın 2 ciltlik bir türkçe tercümesiniyapmışlar sipariş vereceğim. fakat gaybeti numanini orijinal baskısıyla aynımıdır bilemiyorum tabi. Cevap: Aleykum selam, Kitabın aslı Arapça‘dır tercümelerde mütercimlerin bazı açıklamaları oluyor elbette ama bunun kitabın aslı olmadığı anlaşılacak şekilde ve özellikle dipnotlarda ifade edilmesi gerekir. Şüphelendiğiniz yerde Arapça orijinaline bakmak faydalı olacaktır. Eğer Arapçası elinizde yoksa turcav@turcav.org adresine talebinizi yazınız size Arapçasının PDF‘ini gönderelim. Hayırlı günler ve iyi çalışmalar.

Yüksel Mutluer (Bursa) - 06.07.2020 12:00:00

Bihtırü‘l-envar ne zamandır gerçeği ve gerçek hadisleri araştırıyorum ben siayim ama kitaplarımız Türkçe‘ye cevrilmemis neden buharının muslumun nevevinin naklettiği hadisler varda gerçek birinci agizdan olan imamlarimizin hadisleri yok sizden ricam o gerçekleri bizle bulusturun Bihtırü‘l-envar bu kitabı siz değerli insanlar cevirirse çok büyük bir iyilik yapmış olursunuz şimdiden çok tşk ediyorum Allah‘a emanet olun. Cevap: Öncelikle bu duyarlı davranışınızdan dolayı çok teşekkür ederim. Biharu‘l-Envar ve benzeri birçok eserimizin güzel Türkçemize kazandırılması mekteb adına çok faydalı bir hizmet olacağı bilincindeyiz. Ancak eserin hacminin fazlalığı ve bizlerin imkanlarının azlığı şimdilik bu durumu geciktirmektedir. İnşallah dualarınızla bu sorunları en kısa zamanda aşar ve bu güzel eserleri halkımızla kavuştururuz.

Yüksel Mutluer (Bursa) - 06.07.2020 12:00:00

Bihtırü‘l-envar ne zamandır gerçeği ve gerçek hadisleri araştırıyorum ben siayim ama kitaplarımız Türkçe‘ye cevrilmemis neden buharının muslumun nevevinin naklettiği hadisler varda gerçek birinci agizdan olan imamlarimizin hadisleri yok sizden ricam o gerçekleri bizle bulusturun Bihtırü‘l-envar bu kitabı siz değerli insanlar cevirirse çok büyük bir iyilik yapmış olursunuz şimdiden çok tşk ediyorum Allah‘a emanet olun. Cevap: Öncelikle bu duyarlı davranışınızdan dolayı çok teşekkür ederim. Biharu‘l-Envar ve benzeri birçok eserimizin güzel Türkçemize kazandırılması mekteb adına çok faydalı bir hizmet olacağı bilincindeyiz. Ancak eserin hacminin fazlalığı ve bizlerin imkanlarının azlığı şimdilik bu durumu geciktirmektedir. İnşallah dualarınızla bu sorunları en kısa zamanda aşar ve bu güzel eserleri halkımızla kavuştururuz.

HİKMET KÖSE (ADANA) - 17.01.2019 12:00:00

ÇOK DEĞERLİ VAKIF YÖNETİCİLERİ: ÇOK ZAMANDIR, ALLAME MECLİSİNİN BİHAR ÜL ENVAR İSİMLİ 110.CİLTLİK KİTABINI HER ZAMAN BAŞKA KİTAPLARDA DİPNOT OLARAK GÖRDÜM.NİYETİM OYDU Kİ BU KİTABI KAYNAĞINDAN OKUYAYIM.ANCAK SİTENİZE GİRDİM ; BİHARÜL ENVAR KİTABI ARAPÇA ALFABESİYLE YAZILMIŞ. SİZDEN VAKIF OLARAK ; BU KİTABI TÜRKÇEYE TERCÜME EDİLMESİNİ BİZ TÜRK VATANDAŞLARININ DA BU KİTABA ERİŞİMİ KOLAY OLSUN. AŞK İLE.

ramin madadlou (tehran. iran) - 05.08.2018 12:00:00

Selam Adım Ramin iran dan. Sizin faaliyetlerinizi okudum ve çok mutlu oldum. Sağolun!!!

YİĞİT TORUN (ANKARA) - 25.03.2018 12:00:00

Selamınaleyküm Adım Yiğit Ankara dan yazıyorum siteniz son derece güzel medyada gazete ve televizyonda olmayan hiç konuşulmayan İslamiyet adına bilmemiz gereken herşey var başarılarınızın devamını dilerim saygılarımla Cevap: Sayın Yiğit bey teveccühlerinizden dolayı çok teşekkür ederiz.

Yönetim (Darıca) - 21.09.2017 12:00:00

ÇOK SEVDİĞİMİZ VE DOSTUMUZ OLAN MERHUM ŞEYH GÖKMEN HOCAMIZIN VEFATI BİZLERİ DERİNDEN YARALAMIŞTIR. SİTEDEN SORUMLU OLAN HOCAMIZIN VEFAT HABERİNİ ALIR ALMAZ KARS‘A GİTMESİNDEN DOLAYI SİTEDE HABER YAPILAMAMIŞTIR. VEFAT HABERİ İLE HOCALARIMIZIN APAR TOPAR CENAZE MERASİMİNE KATILMAK İÇİN YOLA ÇIKMALARI ONA VERİLEN ÖNEMİM GÖSTERGESİDİR. YALNIZ SİZLER BİZLERE MERHUM İLE İLGİLİ BİR VİDEO VEYA PAYLAŞILACAK BİR ŞEY GÖNDERİRSENİZ SEVE SEVE SİTEDE YAYINLARIZ VE MEMNU DA OLURUZ. TEKRAR MERHUMA ALLAH‘TAN RAHMET VE GERİDE KALANLARA SABIRLAR DİLERİZ.

ADEM SAVAŞ ADIBELLİ (KARS) - 19.09.2017 12:00:00

SELAMUN ALEYKUM DEĞERLİ BÜYÜKLERİMİZ. SİTENİZİ HER ZMAAN İLGİYLE TAKİP ETMEKTEYİM FAKAT DİKKATİMİ ÇEKEN ÇOK ÖNEMLİ BİR KONU VAR SİZLERLE BİRLİKTE HAREKET EDEN ARKADAŞINIZ BİZİM İSE EN SEVDİĞİMİZ ALİMİMİZ OLAN HAYATININ BAHARINDA RABBİNİN DAVETİNE CABET EDEN GÖKMEN KANKILIÇ AĞAMIZLA İLGİLİ HERHANGİ BİR HABER YAPMAMIŞ OLMANIZ. EN AZINDAN SİTEDE GÖKMEN AĞAAYLA İLGLİ BİRŞEYLER YAYINLANABİLİR

Sen de Yaz
Dini Kitaplar
  • BİZE ULAŞIN

  • Osmangazi mahallesi Recep Yazıcıoğlu caddesi no:15 Darıca / Kocaeli

  • 02626542515

  • turcav@turcav.org

www.dincbilisim.com/
YukariCik